C vitamini: Cildi destekleyen ve sıkılık kazandıran kolajen dokunun üretilmesinde önemli rol oynar. C vitamini içeren krem veya serumlar cilde uygulandığında deriye rengini veren melanosit hücrelerinin aktivitesinin düzenlendiği görülür. C vitamini ürün ambalajlarında ascorbic acid, magnesium ascorbyl phosphate veya ascorbyl palmitate adlarıyla listelenebilir. Limon veya portakal özütü bulunan ekstrelerde cilt açıcı içerik olarak kullanılır. 

Kojik asit (Kojic acid): İsmi sizi korkutmasın, bildiğimiz kimyasal ve yakıcı asitlerden değil. Japonya ve Uzakdoğu Asya ülkelerinde uzun süredir kimyasal beyazlatıcı 'hydroquini'ye alternatif olarak kullanılan kojik asit, Asya’da yetişen Reishi mantarından elde ediliyor. Beyaz kristalimsi yapıdaki kojik asit deride kahverengi pigmentlerin (melanin) yapılmasından sorumlu tirozsinaz proteinin fonksiyonunu yavaşlatarak, cildin koyulaşmasının önüne geçiyor. Ek olarak antioksidan özelliği bulunan kojik asit, cilt açıcı ürünlerde doğal türevli içerik olarak tercih ediliyor. 

B3 vitamini (Niacinamide): Derinin fazla renk pigment üretimini kontrol altında alan etkili bir cilt beyazlatıcıdır. Derideki kolajen üretimini destekleyerek ince çizgi ve kırışıklıkların oluşumunu da engeller. Cildin nem tutmasını da artıran B3 vitamini, derinin yumuşak ve pürüzsüz bir görünüm kazanmasını sağlar. Anti-aging, nemlendirici ve cilt aydınlatıcı özelliğiyle B3 vitamini, cilt beyazlatıcı içeriklerde en çok kullanılan maddelerden. 

Meyan kökü özütü: Her ne kadar antik çağlardan beri meyan kökü sağlık için kullanılsa da 1990 yılların başında Japon bilim adamları meyan kökünün içinde bulunan glabridin adlı maddenin UVA ve UVB güneş ışınlarını emebildiğini ve etkili bir cilt beyazlatıcı içerik olarak kullanılabileceğini kanıtladılar. Cilt bakım ürünlerine eklenen meyan kökünün, derideki koyu lekelere karşı savaştığı, cildi sakinleştirdiği ve kırmızılığı azalttığı görüldü. Ürün ambalajlarındaki içerik listesinde meyan kökü liquorice extract veya glycyrrhiza glabra olarak listeleniyor. 

Beyaz dut özütü: Meyan kökü özütü gibi deride kahverengi pigmentlerin (melanin) üretimini tetikleyen tirosinaz enziminin fonksiyonunu engeller ve koyu lekelerin oluşumunun önüne geçer. Cilt açıcı ürünlerin içeriğinde beyaz dut özütünü mulberry (morus alba) olarak görebilirsiniz. 

Ayı üzümü özütü: Ayı üzümü bitkisinin yapraklarından elde edilen özüt içindeki alfa-arbutin maddesi çilleri, koyu lekeleri ve deri renk farklılıklarını giderir. Bir ay boyunca yapılan bir araştırmada, alfa-arbutin içeren cilt beyazlatıcı ürünleri kullanan 80 kadının cilt renginde belirgin şekilde açılma gözlenmiştir. Özellikle cilt rengini açan ürünlerde kullanılan bu özütü, içerik listesinde bearberry (uva ursi) olarak görebilirsiniz. 

Cilt beyazlatıcı ürünlerde kullanılan bu doğal ve doğal türevli maddeler tek başına kullanıldığında veya evde kendi yaptığımız maskelerle etkili olmuyor. En etkili sonucu almak için cilt beyazlatıcı, aydınlatıcı krem veya serumları uzun süre, düzenli olarak kullanmak gerekiyor. Açılan cilt renginizi korumak için her gün mutlaka güneş kremi kullanmalısınız.


 Makyajda başarıyı yakalamak için öncelikle cilt tipini doğru belirlemek gerekiyor. Cilt tipi belirledikten sonra en uygun makyaj tonlarını bulmak kolaylaşıyor. İş sadece cilt tipi için uygun makyaj malzemeleri seçmeye kalıyor. Cilt rengi için uygun, renk uyumu olan ürünler kullanmak, daha genç ve güzel görünmeyi sağlıyor. Ciltte makyajı doğru göstermenin en iyi yolu ise; cilt rengi için uygun olan fondöten ve kapatıcılarla makyaj öncesi bazı iyi kullanmaktan geçiyor. Doğru tonda kapatıcılar ve cilt lekesi kaybeden baz üstüne uygulanan makyaj en iyi sonucu veriyor.Cilde uyumlu makyajı bulabilmek için, yüzde makyaj denemeleri yapılarak, en uygun olan stil belirlenebilir. Ayrıca ideal makyaj tonlarını bulmak için bir kozmetik mağazasına uğrayabilir, burada doğru cilt tonu öğrenilebilir. Açık tenliler makyaj malzemeleri içinde bronz ve bakır allıklar bulundurmalı
Açık tenli kadınlarda makyaj her zaman risklidir. Beyaz ten üzerine yapılacak yanlış uygulamalar, kötü sonuçlara yol açabiliyor. Açık tenli kadınlar, makyaj öncesi baz oluştururken açık renk fondöten kullanmalı. Fildişi rengi fondöten, cildi dengelemeye yardımcı olacaktır. Cilt lekesi için sıcak şeftali, pembe ve tonları tercih edilebilir. Açık renkli bazın ardından allık tercihi bronz, şeftali ve bakır tonlarından yana kullanılmalı.
Göz farı seçiminde kahverengi, haki ve toprak tonları tercih edilebilir. Evoria makyaj uzmanları siyah göz farı ve kalem kullanmaktan kaçınılmasını, bunun yerine kahverengi kalem ve rimelin daha iyi sonuç vereceğini söylüyor. Makyajı tamamlamak için şeftali ve pembe tonlarında rujlar iyi sonuç verecektir.
Buğday tenlilere gül ve erik renkleriyle profesyonel makyaj
Orta ton cilt rengine sahip olanlar için makyaj teknikleri çok da farklı değil. Profesyonel makyaj izlenimi yaratmak için öncelikle doğru fondöten veya kapatıcı kullanmak gerekiyor. Koyu renk bir astar ile nötr renklerle kapatıcı kullanılarak makyaj desteklenebilir. Buğday tene sahip kadınlar, daha parlak bir cilt görünümüne sahip olmak için gül ve erik renklerini kullanabilirler.
Bej, kahverengi ve karamel gibi renkleri, altın ve gümüşle kombine edip canlı bir görünüm elde edilebilir. Kavun ve kayısı tonları da ışıltılı bir gölge vermek için karıştırılıp kullanılabilir.
Eğer orta tonlarda bir cildiniz varsa; koyu mor ve canlı mavi kullanmaktan kaçınmanız gerekiyor. Çünkü göz üzerinde kullanılan canlı bir mavi, gözü şişmiş veya morarmış gibi gösterebilir. Buğday tenliler profesyonel makyaj için ruj tercihini canlı turuncu ve canlı pembe renklerinden yana kullanabilir. Böylelikle makyajda renk uyumu sağlanmış olur.
Esmerler, ateşli kırmızı ve kahverengi mercan rujlarla makyajda renk uyumu sağlamalı
Koyu renk bir cilt tonunuz varsa cilt rengini ön plana çıkarmak için kullanılacak makyaj malzemeleri ışıltılı ve parlak pembe tonlarında seçilmeli. Böylelikle daha canlı makyaj modelleri elde edilebilir. Makyaj teknikleri konusunda en önemli konu doğru makyaj malzemelerini kullanmak . Yüzünüzde ön plana çıkarmak istediğiniz yerlerde daha canlı tonlar kullanmak gerekiyor. Özellikle esmerler gözlerinin güzelliğini ortaya çıkarmak için altın, gümüş, çikolata ve zümrüt yeşili, mor ve lacivert gibi renkleri kullanmalılar. Kırmızı tabanlı gölgeler de çekici gözleri oluşturmada yardımcı olacaktır.
Bronz ve dut renkli allık ile derin sıcak pembe, fuşya ve kayısı allık renklerini tercih edebilirsiniz. Dudaklarınızda bal rengi altın ışıltı, karanlık berry renkler, koyu kırmızı ve derin mürdüm tonları uyum sağlayacaktır. Esmerler ayrıca ateşli kırmızı ve kahverengi mercanları da deneyebilir.
Bir çok kadınının kurtarıcısı fondötenler, farklı cilt tipleri ve kullanım alanlarına göre çeşitlilik gösteriyor. Mesela çabuk yağlanabilen cilt için kompakt, kuru ciltler için sıvı ve krem fondötenler kullanılmalıdır.

Sıvı, krem, kompakt veya köpük... Peki hangi fondöten sizin teninize en uygun? İşte bunun doğrusunu bulmak bir sorun. Fondöten çeşitlerinin sayısı oldukça fazla, bu sebeple birçok kadın için cildine uyan ürünü bulmak çok zorlaşıyor. İster sıvı veya krem olsun, ister kompakt fondöten veya isterse de köpük halinde... Bu dört ürünün de kendine göre avantajları bulunuyor. Bununla birlikte, her birinin cilt yapısına göre etkileri eşit veya optimal değil. Bütün kadınlar taze ve doğal bir cildi olmasını arzu eder, fakat çok azı buna sahiptir. Fast food yemek, stresli meslek hayatı ve yüksek orandaki hava kirliliği ile direkt teması, cildimizi vücudumuzun en önem vermemiz gereken organı haline dönüştürüyor. Bu nedenle cildimizin kolaylıkla dengesini kaybetmesi doğal. Sivilceler, geniş deri gözenekleri, kızarıklıklar ve kurumuş veya yağlı ciltler bunun bir sonucu. Gelin birlikte hangi fondöten şekline cildinizin daha yatkın olduğunu araştıralım...

Kompakt 
Kolay yağlanan ciltler için
Bir kompakt fondötenin yüze uygulanışı sıvı bir üründen daha pratik ve kolaydır. Fakat çok kuru cildi olan kişiler için kompakt fondöten bir avantaj olmaktan çıkar. Buna pudranın da karışması ile cilt daha da kuru ve hatta kepekli bir hale dönüşebilir. Aynı zamanda yüz kırışıklıkları olan kadınların da bu pratik fondöten şeklini kullanmamaları gerekir: Küçük pudra partikülleri bu kırışıklıklara kolayca yerleşerek onları daha belirgin hale getirir. Kolay yağlanabilen bir cilt için kompakt fondöten daha uygundur, çünkü cildin yağlı parlaklığı kompakt fondötendeki yüksek pudra oranı sayesinde kolayca gizlenebilir.


Sıvı
Uzun süre etkili
Sıvı fondöten kuru cilde sahip veya cildi yaşlanmış kadınlar için daha akıllıca bir çözüm olabilir. Küçük nemli bir süngercikle sürüldüğünde cildi nemlendirir ve taze, düz bir tene sahip olmanızı sağlar. Bazı özel yağsız ürünler de vardır ki, bunlar da yağlı ciltleri olan kadınlar için idealdir. Cildi hafif veya kuvvetli örten, uzun süre etkisini gösteren, mat, düzleyici ürünlerden tutun da hassas ciltlere göre olanları bile sayarsak birçok çeşidi bulunuyor. 


Krem
Kış ayları için çok ideal
Genelde krem fondötenler aynı zamanda yağ içeriklidir. Bu nedenle kuru ciltler için tam çözüm getiren bir formüldür. Çok iyi bir kapatıcı olduklarından çoğunlukla mat, kepekli ciltlere çabucak taze bir görünüm kazandırırlar. Kış aylarında cildimiz en kuru olduğu zamanı yaşadığından tam da bu aylar için krem fondöten tavsiye edilir. Bu tip fondötenler hafif bir manto gibi koruyucu şekilde cildi kapladıklarından kirlenmeye müsaittir, gözenekli ciltler için uygun değildir.


Köpük
Parmaklarınızla uygulayın
Köpük cilt üzerinde hafif, hava almasına yardım eden bir etki yaratır ve mat ipeksi bir görünüm sağlar. Yüksek orandaki renk zerrecikleri ile ciltteki temiz olmayan bölgeleri veya hataları saklar ve genç veya karışık ciltli kadınlar için uygundur. Köpük fondöten en kolay yoldan parmaklarla cilde sürülür. Parmak uçlarındaki ısı sayesinde köpüğün karakteri cildi okşayan bir kreme dönüşür. Amerika’da ortaya çıkan yeni bir trende göre fondötenin örtücü karakterinde cildi yenileyen mineralli pudralar moda haline geldi ve bunlar aynı zamanda çok hafif olup, hassas ciltler için de çok yararlılar.


Bunlara dikkat edin!

Doğru fondöteni bulmak için ürünleri elinizin arka yüzünde denemeyin, çünkü orada cildin pigmentleri, yüzünüzdeki pigmentlerden farklı. Bunları çenenizde veya çene altınızda deneyin. En ideal renk tonu, tabii ki cilt tonunuza en uygun olanıdır. Fondötenleri en doğru olarak gün ışığında test edin çünkü yapay ışık bazı renk tonlarını yutar. Kim cildinden çok daha koyu bir fondötenin taze bir tatil sonrası rengi kazandırdığını düşünüyorsa, yanılıyor. Çünkü çok koyu fondötenler kadınları dinlenmiş ve taze göstermek yerine, daha yaşlı gösterir! Kullandığınız fondötenin yapısı mutlaka cilt yapınıza uygun olmalıdır. Diğer bir nokta da seçtiğiniz fondötenin güneş korumalı olmasıdır.


Nasıl uygulayacaksınız?

Uygularken ilk yapmanız gereken cildinizi temizlemek ve nemlendirmektir. Cildinizi temizleyip, arındırdıktan sonra cilt tipinize göre seçmiş olduğunuz nemlendirici yardımıyla cildinizin dengesini sağlamalısınız. Bu işlemin ardından bir süre beklemelisiniz. Çünkü cildiniz kremi emmeden fondöten uygularsanız istediğiniz sonucu alamayabilirsiniz. Fondöteni elinizle sürebileceğiniz gibi daha hafif ve doğal olması için sünger ya da fırça kullanabilirsiniz. Uygulama esnasında az miktarda fondöten alna, buruna, çeneye ve yanaklara sürülmeli ve dudaklar da dahil olmak üzere tüm yüz derisine yayılana kadar dairesel hareketlerle homojen olarak dağıtılmalıdır. Çenede ve yanaklarda; dışa doğru ve yukarı, alında ise bir yandan öbür yana aşağı doğru; burunda, aşağı burun ucunun altına doğru, gözaltına kapatıcı kullanmıyorsanız daha ince sürmelisiniz. Cildinizde kızarıklık veya kapatmak istediğiniz bölgeler varsa fondöten öncesi kapatmalısınız. Ayrıca fondöteni sürerken yüzünüz ile boynunuz arasındaki renk dengesine dikkat etmelisiniz. Uygulama sonrası bir süngerle fazlalıkları alabilirsiniz.

Ömrü ne kadardır?

İyi kalitede üretilmiş bir fondötenin ömrü, açılmadan 1-1.5 yıl, açıldıktan sonra ise 5-6 aydır. Pudra fondötenler, akıcı kıvamlılara kıyasla daha uzun ömürlüdür. Açıldıktan sonra 1 yıl kullanılabilir. Bozulan fondötenin kıvamı eskiye oranla daha koyudur, uygularken topaklanır, renginde ve kokusunda değişiklikler meydana gelir. Bu durumlardan herhangi biri oluştuğu taktirde o fondöteni kullanmamalısınız. Cildinizde tahriş ve alerjiye yol açabilir. Uzun süredir duran bir fondöteniniz varsa yüzünüze sürmeden önce mutlaka elinizin üzerinde deneyin. Her kullanımdan sonra ağzını silin ve kapağını sıkıca kapatın. Işıklı, sıcak ve nemli ortamlarda saklamayın. Ayrıca yağlı ciltlerin yarı sıvı bir fondöten, kuru olanların ise krem şeklinde ürün kullanmaları makyajın daha iyi görünmesini sağlayacağını unutmayın..kaynak:gazetevatan

İçerisinde sentetik herhangi bir madde kulanılmayan,dogadan alındıgı gibi sunulan,renklendirici koruyucu veya yapay tatlandırıcı gibi kimyasal malzemeler kullanılmadan üretilen ürünlerdir...



Sık yıkanan saç daha fazla dökülüyor
Saçların her gün yıkanmasının derideki koruyucu tabakayı yok ederek saç dökülmesine daha fazla yol açabilir.
Özellikle şampuan seçiminde saçın yağlı veya kuru oluşunun dikkate alınması gerekir.Saçların her gün yıkanması, derideki koruyucu tabakayı yok ederek saç dökülmesine daha fazla yol açabilmekte. Saçlar haftada 2-3 kez ‘pH’ değeri deri yapısına uygun bir şampuanla yıkanmalıdır. Yıkama sırasında sıcak su yerine ılık su tercih edilmelidir.
Saçın jole gibi ürünlere uzun süre maruz bırakılmalı; kurutma makinesi yerine saçları havluyla ya da mümkün olduğunca da doğal yöntemlerle kurutulmasında yarar olduğunu unutmayalım.
“Mevsimsel geçişlere dikkat”
Mevsim geçişlerinde ciltte olduğu gibi saçlarda da belirgin değişikliklerin görülebilmekte.
Sonbahar ve ilkbahar aylarında bu dökülmeler anormal şekilde artabilir. Kış aylarında soğuk kuru hava nedeniyle kuruyan, yıpranan saclar, baharın gelişiyle değişen etkenlerle dökülmeye başlar. Bahar aylarında artan enerji ihtiyacı nedeniyle beslenmeye dikkat edilmeli, protein ağırlıklı besinlerin tüketimine özen gösterilmelidir. B grubu vitamin desteği kullanılabilir, demir, biyotin ve çinko eksikliği varsa takviye edilmelidir.

Cildi Temizlemek İçin Badem Sütü Tarifi
Her kadın cildinin güzel, temiz olmasını ister ve kendisine ait bir cilt temizleme yöntemleri geliştirir. Cildin temiz olması kadınlar için oldukça hassas bir konu haline gelmiştir. Hiç temizlenmeyen cildin bir süre sonra üst derisi ölü hücreye dönüşür. Bu sebepten dolayı cilt hava almaz ve oksijensiz kaldığı için ciltte bazı hastalıklar görülür. Cildinizin sağlıklı olmasını istiyorsanız, haftada 1-2 kez temizleyerek arındırabilirsiniz
Cildimizin temizliğine ne kadar önem verirsek ,cildimizde yaşımızı o kadar az ele verir. Cilt temizliğini illede pahalı malzeme kullanarak elde ederiz diye birşeyde yoktur. evde doğal ürünlerle kolay ve ucuz yollu hazırlayabiliriz .işte size en doğal tarif :
Badem sütünüzü, ev ortamında kendiniz de kolayca yapabilirsiniz.
Malzemeler
1 avuç dolusu badem
1 tatlı kaşığı toz şeker
Gülsuyu
Yapılışı:
Bademi öğütüp un haline getirin. Toz şekeri ve alabildiği kadar gülsuyunu ekleyip 2 gün bekletin. Sonra çalkalayıp cildinizi silin.

Yaş ilerledikçe saç tellerimizin beyazlaşması her kişide rastlanan doğal bir durumdur diyen Dermatoloji Uzmanı Dr. Emine Özge Ayabakan, saçların beyazlaması hızlandıran etkenlerin neler olduğunu anlattı.

Zamanla vücudumuzla birlikte saç köklerimizde de zayıflama olur. Saçımızın rengini, melanin pigmenti sağlar. Bu pigmenti yapmakla görevli hücreler olan melanositlerin zamanla sayıları azalır ve saçlarımız beyazlamaya başlar. Sıklıkla 30 yaş sonrası saçlarımızda beyazlaşma başlar. Baba ya da anneden geçen genetik özellikler erken yaşta saçlarımızda beyazlaşmaya neden olur.

Hücrelerin ürettiği hidrojen peroksit, saçın yaşlanmayla birlikte beyazlamasında önemli rol oynar. Hidrojen peroksit, yaşlandıkça saç köklerinde büyük miktarlarda toplanır ve renk pigmenti melaninin sentezine mani olur. Bu oksidatif maddenin birikimi, stres ve genetik faktörlere bağlı olarak artış gösterir.

Stresin, saçların beyazlamasını hızlandırdığı belirlenmiştir. Yoğun stres, vücudun dengesini bozarak saç proteinlerinin yapısında bozulmaya, saçların beyaz olarak çıkmasına neden olur. Sanılanın aksine saç tellerinin koparılması ise beyaz saç miktarını artırmaz.

Güneş ışınlarına maruz kalmak kıl kökündeki pigment hücrelerini hareketlendirir. Deriyi korumak için yüzeye doğru yönelme olur. Bu hücrelerden yoksun kalan kılın, zamanla beyazladığı saptanmıştır.

Saçı boyatmak erken beyazlamasına neden olur mu?

Saç boyatmak da erken beyazlamayı tetikleyebilir. Saç boyamak için kullanılan ürünlerde, renk açıcı maddeler içerir. Bu maddeler saç köklerindeki saça renk veren hücrelerin yapısını bozar. Bozulan bu hücreler saç köklerinden uzaklaşır ve geride renksiz saç kökleri kalır. Erken yaşlarda saç rengini değiştirmek, saçların yapısını da bozacaktır. Saç tellerinde beyazlaşma yoksa saçı boyamamak, ileride saçlarınızın beyazlamasını önlemek için alınabilecek en iyi önlem olacaktır.

Ateşli hastalıklar, hipertiroidi, diyabet, ciddi demir veya vitamin eksikliklerine bağlı kansızlık, yetersiz beslenme sebebiyle de saçlarda çok erken yaşlarda grileşme, beyazlaşmalar görülebilir.

Doğal saç beyazlamasından farklı olarak bir cilt hastalığı olan vitiligo da deriye renk veren melanositler, yaştan bağımsız olarak yok olmaktadır. Vitiligo tedavi edilebilen takip gerektiren bir hastalıktır.

Beyazlığı önleyen ve gideren ürünler gerçekten işe yarıyor mu?

Beyazlık giderici olarak pazarlanan şampuan, losyon gibi ürünlerin bilimsel geçerliliği olmadığı görülmüştür. Stressiz bir yaşam, vitamin ve minerallerin alındığı dengeli bir beslenme saçların beyazlama sürecini yavaşlatabilir. Pantotenik asit, B6, Biotin, E vitaminleri ve çinko, demir, selenyum gibi minerallerin dengeli alımı saç hücrelerinin melanin üretimine yardımcı olur. Bu vitaminleri içeren gıdaları düzenli olarak tüketerek gerekli olduğunda cilt doktoruna danışarak saç beyazlamasını yavaşlatabilirsiniz.Kaynak:hürriyet
dolgun dudaklar için tarçın

Bir parça kabuk tarçını ıslattıktan sonra dudaklarınızın üstünde gezdirin. Ayrıca tarçın yağı kullanmayı da deneyebilirsiniz.

Bunun haricinde niyasin ve dolaşımı hızlandırıcı B vitamini içeren dudak dolgunlaştırıcıları kullanarak dudaklarınızın görünümünü bir anda değiştirmeniz mümkün.
Fen Fakültesi Kimya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. İlhami Gülçin, kivi Türkiyede yaygın üretim alanına sahip olduğu için kimyasal özellikleri, gıda değeri ve antioksidan özelliklerinin belirlenmesi için bilimsel bir çalışma yaptıklarını belirterek, şunlar

Çalışmamız çok ses getirdi. Food Research İnternational dergisinde yayımlandı ve çok atıf aldı. Bu çalışmada elde ettiğimiz bulgulara bakınca, kivinin özellikle C vitamini açısından çok zengin olduğu gözlendi. Antioksidan, radikal giderme, indirgeme kapasitesi gibi çok önemli özelliklerin de kivide olduğunu gözlemledik.

C vitamini bakımından zengin olan kivinin özellikle grip, nezle ve soğuk algınlığında sık kullanılmasını öneren Gülçin, kivinin herhangi bir yan etkisinin olmadığına dikkati çekerek, meyvenin faydalarını şöyle sıraladı:

Kivinin çok fazla faydası var. Ama en bariz faydaları kivi kanser türlerinin geciktirilmesi ve yakalanma riskinin azaltılması açısından oldukça faydalı bir meyve. Antioksidan özelliğiyle kansere karşı koruyucu etkisi var. Kivinin yapısında bulunan lif oranı kabızlığı önlüyor. Tansiyon ve kolesterol düşürücü etkileri olduğu mevcut. Grip, nezle, hatta astım hastalığına faydalı. Özellik gribal enfeksiyonların sık görüldüğü günümüzde bol miktarda kullanılabilir.(Rotahaber)

Üzüm-kil- lavanta maskesi
Üzüm-kil-lavanta maskesi, biraz daha yağlıya dönük karma ciltler için uygun bir maskedir. Bu maske için gereken malzemeler:
-          1 çay kaşığı üzüm pekmezi
-          Yarım paket yaş maya
-          1 çay kaşığı lavanta yağı
-          1 tatlı kaşığı yeşil kil
-          1 çay kaşığı limon suyu
Yarım paket mayayı cam bir kapta iyice ezin. Daha sonra içine limon suyu, üzüm pekmezi ve lavanta yağını ekleyerek karıştırın. Krem kıvamını alana dek yeşil kili ekleyin. Bu maskeyi hem yüzünüze hem de gerdan bölgenize 15 dakika kadar uyguladıktan sonra ılık su ile yüzünüzü yıkayabilirsiniz. Cildiniz karma ise bu maskeyi haftada bir kez uygulayarak etkili sonuç alabilirsiniz.Üzüm-kil- lavanta maskesi
Portakal maskesi
Meyve asidi açısından etkili olan portakal maskesi, normal özellikler gösteren karma ciltlere önerilmektedir. Maske içeriğinde gereken malzemeler çok basit; bir adet portakal ve nemlendirici bir krem.Portakal maskesi
Maskemizin nasıl hazırlanacağına gelince, portakalı sıkıp, suyunu damla damla 2 çay kaşığı nemlendirici kremin içine katın. Maskeyi yüzünüze sürüp, 10 dakika kadar beklettikten sonra ılık bir bez ya da ılık su ile temizleyin.
Normal ciltlere uygun, portakal maskesi haftada iki kez uygulandığı takdirde daha verimli bir sonuç elde edilecektir.
Nane maskesi
Karma ve yorgun ciltler için tavsiye edilebilecek bir diğer maske nane maskesidir. Nanenin, serinletici ve ferahlatıcı bir etkisi vardır. Yorgun ciltleri canlandırmak için nane oldukça faydalıdır. Gereken malzemeler portakal maskesinde olduğu gibi son derece basit. Bir tutam kuru nane ve nemlendirici krem. Tarifi de çok kolay.Nane maskesi
Bir tatlı kaşığı kuru naneyi, bir cezvede yaklaşık bir fincan su ile demleyip, soğumasını bekleyin. Sonrasında bir çorba kaşığı demlenmiş naneyi, iki çay kaşığı nemlendirici krem ile karıştırarak yüzünüze uygulayın.  Maskeyi yüzünüzde, 10 dakika kadar bekletmeniz yeterli. Nane maskesi haftada iki ya da üç kez uygulanabilir.

Lezzetli kek ve poğaçaların vazgeçilmezi karbonat, cilt bakımında da mucize gibi formüllerle cildinizi lekelerden arındırıyor.


Bir çay kaşığı maya, bir çay kaşığı karbonatı 10 damla su ile ıslatın. Karışımı sürün, 15 dakika sonra yıkayın. Maya gözeneklerinizi temizlerken, karbonat da lekelerden kurtulmanıza yardımcı olur.

KARBONATLI PEELİNG

Peeling yapmayı karbonatlı reçeteyle deneyebilirsiniz.

Bir tatlı kaşığı süzme yoğurt,yarım çay kaşığı kabonat ve üç damla kadar limon suyunu karıştırın, temiz cildinize sürüp 20 dakika kadar bekledikten sonra peeling yaparak çıkarın. Ilık suyla durulayın. Bu şekilde cildinizi derinlemesine temizlerken, lekelerden de kurtulmuş olacaksınız.

DETOKS BANYOSU

Vücudunuzu toksinlerden arındıracak ve minerallerle besleyecek bir detoks banyosu sizi oldukça iyi hissettirecektir. Küvetinizi sıcak suyla doldurun ve iki bardak karbonatla iki bardak ingiliz tuzunu içine ekleyin. Yarım saat kadar vücudunuzu sıcak banyonuzda dinlendirin.

PAMUK GİBİ AYAKLAR

Cilt bakımında ayakları hep en son sıraya atıyorsunuz değil mi? Peki pamuk gibi ayaklara sahip olmak istemez misiniz? Leğeni sıcak suyla doldurun ve içine yarım ölçek karbonat ekleyin. Ayaklarınızı bu karbonatlı suyun içinde dinlendirerek hem günün yorgunluğunu atabilir, hem de yumuşacık ayaklara kavuşabilirsiniz.
Kaşlarınız size neden küser?


Bir noktadan sürekli ve yanlış bir şekilde kaş alındığında, artık o bölgeden kaş çıkmayabilir. Bu durum, halk arasında kaş küsmesi olarak adlandırılır.

Küsen bölge zayıfladığı için kılların çıkması söz konusu olmaz ve kaşınızın şeklini değiştirmek oldukça zorlaşır.

Kaşların küsmesi yalnızca yanlış alımdan kaynaklanmıyor tabi. Uyurken kaşları sürekli ellemek ve yatış pozisyonu gibi sebeplerin yanında stresten dolayı da dökülerek bir daha çıkmaması gibi bir durum da yaşanabilir.



Hem cildinize hem de saçlarınıza özel bakım.


Özellikle kış aylarının vazgeçilmezi olan çay, keyifli anlarda içilecek sıcacık bir mola olmanın yanı sıra güzelliğin kapılarını da aralıyor.

CİLT YENİLEYİCİ MASKE

Bu maske cildinizdeki toksinlerin atılmasına yardımcı olacak. Üç yemek kaşığı yoğurtla bir tatlı kaşığı bal ve çayı karıştırın. Gözlerinizi koruyarak yüzünüze sürün ve 20 dakika beklettikten sonra yıkayın. Cildinizdeki yumuşaklık ve canlılık hissini hemen fark edeceksiniz.

ŞİŞ GÖZLERDEN KURTULUN

Özellikle yorucu bir günün ardından ya da bilgisayar karşısında uzun süre kaldıysanız veya akşam çok geç uyuduysanız, gözleriniz şiş ve yorgun görünebiliyor. Fakat bu durum canınızı sıkmasın. Birçok derde çare olan çay şiş gözler konusunda size yardımcı olabilir. Bunun için iki poşet çayı yarım çay fincanı kaynar suda 15 dakika demleyin sonra buzdolabında biraz soğumasını bekleyin. Buzdolabında soğuduktan sonra iki parça pamuğu çaya batırın, sıktıktan sonra göz kapaklarınızın üzerine yerleştirin ve yaklaşık 10 dakika kadar bekletin. Gözlerinizin çok daha iyi göründüğünü göreceksiniz.

SAÇLARINIZI PARLATIN

“Saçlara da çay sürülür mü?” diye sormayın. Eğer saçlarınız yıprandığı için cansız ve mat görünüyorsa çay banyosu gibisi yok. Saçlarınızı ilk olarak normal şampuanınızla yıkayın ve durulayın. Sonrasında daha önce demlediğiniz çayı saçınıza dökün ve yaklaşık beş dakika kadar saçınızda bekletin. Saçınızı duruladıktan sonra kurutma makinesi yardımıyla değil de kendi kendine kurumasını bekleyin. Ardından saçınıza istediğiniz gibi şekil verebilirsiniz.

Çayın içeriğinde bulunan tein adlı madde hem uyarıcı hem de susuzluğu giderici özellikler içeriyor. E vitamininden 20 kat daha güçlü bir antioksidan olan polifenol adlı madde ise kan dolaşımını hızlandırırken, hücrelerin oksitlenmesini önlüyor ve cildin yaşlanmasını geciktirerek sıkılaştırıcı bir etki sağlıyor.

CİLDİNİZİ CANLANDIRIN

Özellikle kuru ciltler için kurtarıcı görevi gören çayı güvenle kullanabilirsiniz. Nemlendirici yüz kreminizin içerisine biraz çay ekleyin ve yüzünüze gece yatmadan önce sürün. Sonra cildinizi ılık suyla yıkayın ve kurutun. Cildinizin yumuşacık olduğunu göreceksiniz. Çayın içeriğinde bulunan doğal astringent isimli madde doğal bir sıkılaştırıcıdır. Bu nedenle cildinizi sadece çayla yıkama bile canlanmasına yardımcı oluyor.

Not: Yapılan araştırmalara göre yüzü siyah ya da yeşil çay ile yıkamak cilt kanserinden de korunmaya yardımcı oluyor.

AKNELERİNİZİ GİDERİN

Eğer yüzünüzde sivilce çıkacağına dair işaretlerin farkına vardıysanız önleminizi çayla alabilirsiniz. Bir poşet çayı birkaç dakika sıcak suda demledikten sonra poşeti çıkarın ve biraz soğumasını bekleyin. Sonra sivilcenin çıkacağı yere koyun ve 5-10 dakika sivilcenin üzerinde bekletin. Poşeti aldıktan sonra sivilcenin olduğu yeri bir süre yıkamayın. Sivilce üzerinde yarattığı etkiye inanamayacaksınız! Kaynak:haber365.com


1- Kaşlarının daha kalın ve belirgin görünmesini istiyorsan, göz kalemini kaş kalemi olarak kullanabilirsin.

2- Koyu renk farın mı bitmiş? Siyah, gri ya da kahverengi kalemlerin ile göz kapağını boya ve bir pamuk yardımıyla dağıt.

3- Geçici dövme yapmak için göz kalemini kullanabilirsin. Tek yapman gereken istediğin şekli çizmek! Üstelik beğenmezsen yıkayarak kolayca çıkartabilirsin.

4- Not almak için kalem bulamadın mı? Göz kalemin bu iş için birebir!

5- Kedi gözlere sahip olmak için çektiğin kalemi göz bitiminden şakaklarına doğru uzatman yeterli!

6- 60’ların modasına uymak istersen, kaleminle yanağına bir ben kondurabilirsin!

7- Göz kalemi erkeklere de çok yakışıyor! Johnny Depp bunun en büyük kanıtı! Sen de erkek arkadaşının gözlerine sürmeyi dene:)

8- Uzun saçların seni bunalttı ve yanında toka yok… Saçlarını dolayıp topuz gibi yap ve kalemini saçlarının ortasına batırarak toka olarak kullan!

9- Japonlar gibi çekik gözlere sahip olmak istiyorsan, göz kalemini üst ve alt kirpiklerinin ortasından başlayarak göz bitimine kadar kalem çek!

10- Resim yaparken fonu renklendirmek için göz kalemini kullanabilirsin! Kalemi yatay olarak tutup kağıdı boya ve sonra da parmağınla dağıt!

11- Okuldaki tiyatro gösterilerine hazırlanmak için göz kaleminden faydalanabilirsin. Kedi bıyığı yapmak, göz altında morluklar oluşturmak için siyah bir göz kalemi yeterli.

12- Eğer beyaz tenliysen, kahverengi göz kalemi çekerek yüz hatlarını yumuşatabilirsin!

13- Gözlerin büyükse, iç kısımlarına kalem çekerek onları daha küçük gösterebilirsin.

14- Gözlerini daha büyük göstermek istiyorsan, alt ve üst çevresine kalem çekmen yeterli!

15- Gözlerin aşağı doğruysa, kirpik diplerine düz şekilde kalem çekerek hoş bir görüntü elde edebilirsin.

16- Gözlerinin çekik görünmesini istiyorsan, göz pınarından başlayıp gözün bitiş çizgisine kadar kalem çekmelisin.

17- Gözlerinin iç ve dış kısmına kalem çekmen, bakışlarının daha da anlamlı olmasını sağlar.

18- Göz kalemini çektikten sonra bir kulak çubuğu ile çizgiyi dağıtmayı dene. Böylece Cansu Dere’ninki gibi buğulu bakışlara sahip olabilirsin.

19- Alt göz kapağına beyaz kalem çekersen, gözlerinin daha parlak görünmesini sağlayabilirsin.

20- Gözlerin birbirinden uzaksa, göz ortasından göz pınarına kadar alt ve üst kısmına kalem çekmelisin.

21- Gözlerin birbirine yakınsa, ortasından göz sonuna kadar alt ve üst kısmına kalem sürmelisin.

22- Kaşlarını daha uzun göstermek istiyorsan, uygun renkli bir göz kalemi ile kaş çizgini uzatabilirsin.

23- Renkli gözlüysen, renkli göz kalemleri kullanmayı denemelisin. Mavi ve yeşil tonlarındaki kalemler bakışlarını yumuşatır.

24- Sadece üst kirpik diplerine kalem sürmen, gözlerinin daha kalkık görünmesini sağlar.

25- Düz renk bir tişörtünün üzerine istediğin deseni çizip geçici bir süreliğine yeni bir tişörte kavuşabilirsin.

Sarkma, gözaltında oluşan koyu renkli halkalar, akneler ve tüm ışıltınızı alan kuru, mat bir ten… Bunlar, kadınların en fazla şikâyet ettiği cilt sorunlarının başında geliyor.

Ama neyse ki, yeni nesil kozmetik ürünleri var ve bazıları etkisini bir gecede gösterecek kadar iddialı…

Niçin bir insana baktığımızda onun 18 yaşında mı yoksa 25 yaşında mı olduğuna dair bir tahminde bulunabiliriz? Bu sorunun yanıtının; “yüzlerindeki çizgiler” olmadığı kesin. Ancak yine de, bu iki genç yaş arasındaki farkı anlamamızı sağlayan önemli bir faktör var. Bu da yüzdeki yumuşak dokuların yer değiştirmesi. Daha açık bir deyişle, yüzün yaşını esas ele veren kırışıklar değil yüzün zamanla sarkması. Uzmanlar bu durumun nedenleri ve korunma yolları hakkında ipuçları veriyor…

Yüzümüz niçin sarkıyor?
Yüz sarkmasında yer çekiminin etkisi büyük elbette. Ancak buna zemin hazırlayan da; cilde sıkılığını veren kolajen ve elastin gibi maddelerin azalması. Cildi tutan bir zamk gibi görev yapan bu maddelerin azalmasıyla ciltte yer çekimine karşı koyamaz hale geliyor. Sarkmanın sonuçları ise yüzde şu şekilde gözlemleniyor: sarkan göz kapakları ve kaşlar, yanak ve ağız arasında çok derin çizgilerin oluşması, yüz ovalinin bozulup yüzün kare bir hal alması, burun ucunun düşmesi, dudakların özellikle de üst dudağın incelmesi.

Yüz sarkmasından nasıl korunmalı?
Yer çekimine karşı koymanın bir yolu yok elbette… Ancak cildinize sıkılığını veren elastin ve kolajen liftlerinin yoğunluğunu korumak için bir şeyler yapabilirsiniz. Bunun için doğru beslenme çok büyük önem taşıyor. Bol bol yeşil sebze ve meyve yemek, sigara ve güneşten kaçınmak da önemli.

Kimi uzmanlara göre, yüz jimnastiği yapmak (örneğin her gün 100 kere ağzınızı kocaman açarak U, A ve O harflerini söylemek) etkili olabiliyor. Uzmanların bir önerisi de, 35 – 40 yaşlarından itibaren “lifting” yapan kremlerden düzenli olarak kullanmak.
Hamileliğin son aylarında anneleri bol bol balık tüketen bebekler, diğerlerinden daha iyi gelişiyor.

Bilim adamlarının yaptığı bir araştırma, balığın ceninin büyümesini sağladığını gösterdi… Araştırma ekibi, balığın içindeki Omega 3 yağ asitlerinin kanı daha akışkan hale getirdiğini, rahimdeki kan dolaşımının böylece hızlandığını, bunun da bebeklerin gelişmesine olumlu katkı yaptığını söylüyor.

Haftada 2 öğün balık
Bu nedenle anne adaylarının haftada 2 öğün balık yemelerini öneren uzmanlar, normal kilonun altında doğan bebeklerin 40 yaşından sonra kalp ve tansiyon gibi hastalıklarla karşılaşma riskinin daha yüksek olduğunu hatırlatıyor.

12 bin kadın üzerinde yapılan araştırmaya göre hamileliğin son aylarında bol bol balık tüketen kadınların bebekleri, diğerlerinden daha uzun boylu ve kilolu olarak doğuyor. Hamileliğin son aylarında anneleri bol bol balık tüketen bebekler, diğerlerinden daha iyi gelişiyor. Britanya’da Bristol Üniversitesi’nde görevli bilim adamlarının 12 bin kadın üzerinde yaptıkları araştırma, balığın ceninleri büyüttüğünü gösterdi.

Uzmanlar, kadınlardan gebeliğin 32. haftasından itibaren ne kadar balık tükettiklerini kaydetmelerini istedi. Bu kayıtlardan yola çıkılarak kadınların, sağlığı olumlu etkileyen Omega 3 yağ asidi tüketimleri hesaplandı. Bilim adamları, çok balık tüketen kadınların bebeklerinin az balık tüketen kadınlara oranla daha büyük olduklarını, balığın ceninin büyümesi üzerinde olumlu etki yaptığı gözlendi.

Olumlu katkı için
Normalde 10 bebekten biri küçük doğuyor, ancak balık tüketmeyen kadınlarda bu sayı sekizde bire çıkıyor. Araştırma ekibinin başkanı Dr. Imogen Roberts, balığın içindeki Omega 3 yağ asitlerinin kanı daha akışkan hale getirdiğini, rahimdeki kan dolaşımının böylece hızlandığını, bunun da bebeklerin gelişmesine olumlu katkı yaptığını söylüyor.

Bu nedenle gebe kadınların haftada iki öğün balık yemelerini salık veren Dr. Roberts’a göre, doğum sırasında normal kilonun altında olan bebeklerin 40 yaşından sonra kalp, yüksek tansiyon ve diyabet gibi hastalıklarla karşılaşma riski daha yüksek.

Balığın, hamilelik süresini uzatmadığına dikkat çeken uzmanlar, doğrudan alınan balık yağının ise hamilelik süresini uzattığını, ancak kilo ve boyu etkilemediğini belirtti. Ancak gebelerin, yüksek miktarda civa içeren kılıç balığı, köpek balığı ve ton balığından uzak durmaları gerekiyor. Kaynak:www.kadincakulup.com/
Bebek Hangi Ayda Hangi Gıdaları Yiyebilir?


6 – 7 ay: Bebeğin kaşığa alıştırılma zamanıdır. Dudak ve dilini kullanmayı, yutmayı öğrenir. Yumuşak, ezme kıvamındaki sıvı besinleri tüketebilir. Meyve suyu, yoğurt, devam maması / sütü, meyve veya sebze püreleri, pirinç, tahıl içeren çorbalar, sebze çorbası ve ¼ oranında yumurta sarısı, pekmez gibi. 7. aydan itibaren kıyma eklenebilir. Şeker, bal, reçel basit karbonhidrat içerir, boş enerji kaynağıdır. Pekmez ise; demir, potasyum ve kalsiyum içerir. 

7 – 8 ay: Bu dönemde bebek kaşığa alışmıştır. Çiğneme hareketleri başlar, bardaktan içebilir. Yeni lezzet ve yapıda besinler beslenmeye eklenebilir. Pütürlü kıvamdaki besinler, ezilmiş tavuk, balık eti, tahıl – kurubaklagil ezmeleri, bisküvi, bitkisel yağlar, gibi.
8 – 12 ay: Bebek çiğnemeyi öğrenmiştir. Dilini hareket ettirerek lokmayı ağzında döndürebilir. Ufak besin parçalarını eline alabilir, ağzına götürebilir. İyi ezilmiş kıymalı ve sebzeli ev yemekleri, tam yumurta, pastörize peynir, makarna, ekmek gibi besinleri rahatlıkla tüketebilir.
12 – 18 ay: Bu dönemde bebek artık kendi kendine bakabilir, beslenebilir. Kolay çiğnenebilen her türlü yiyeceği tüketebilir. Süt içebilir. 1 yaşından itibaren çocuğun kendi kendine yemek yemesi kendine olan güveninin gelişmesi bakımından da büyük önem taşır.

Sağlıklı Çocuklar İçin Annelere Öneriler

• Doğru zamanda doğru besinleri bebeğin beslenmesine eklemek ileriki dönemde yaşanacak beslenme problemlerini ve beslenme yetersizliklerini ortadan kaldırır. 
• 1 yaşından itibaren bebeğiniz her şeyi yiyebilir. Bu dönemde bebeğinizin yeterli ve dengeli beslenmesi için dört temel besin gurubundan (et-yumurta-kurubaklagil gurubu, süt ve süt ürünleri grubu, sebze-meyve gurubu, ekmek ve tahıl grubu) ihtiyacı olan miktarlarda tüketmesini sağlayın. 
• Anne sütünden sonra en iyi protein kaynağı yumurtadır. Kahvaltıda haşlama, omlet ve domates, biber gibi sebzelerle pişirerek menemen şeklinde tüketilebilir. Çocuğunuzun her gün mutlaka 1 tam yumurta tüketmesine dikkat edin.
• Süt, kalsiyumun en iyi kaynaklarından biridir. Çocuğunuzun kemik ve diş yapımı, gelişimi ve sağlığın korunması için için günde 1 – 2 bardak süt içmelidir.
• Sütteki kalsiyumun kemiklere yerleşmesi için D vitaminine ihtiyaç vardır. D vitaminini besinlerden almak mümkün değil. Sadece güneşle sentezlenir. Bu nedenle, bol güneşi bulduğumuz bu aylarda çocuğunuzu uygun saatlerde mutlaka güneşten yararlandırın.
• Bu yaşlarda kanın miktarı hızla artar. İlk bir yaşta bebeğin temel besini süt olduğu için sütteki demir kan yapımı için yeterli değildir. Bu nedenle çocuğa demirden zengin kırmızı et, yumurta, koyu yeşil yapraklı sebzeler, pekmez gibi besinler verilmelidir.
• Besinlerdeki demirin vücuttaki yararlılığını arttırmak için C vitamininden zengin besinlerle beraber tüketilmelidir.
• C vitamini turunçgiller ve diğer meyveler, yeşil yapraklı sebzeler (brokoli, semizotu gibi), yeşil biber, domates ve kuşburnunda bulunur. 
• Günde 2-3 porsiyon meyve ve 4-6 kaşık pişmiş sebze yemeği tüketilmesi günlük C vitamini ihtiyacını ve yeterli posa alımını sağlar. Bu sayede kabızlığı önler ve bağışıklık sisteminin güçlenmesine etki eder.
• Çocuğunuzun beslenmesinde besin çeşitliliğini arttırın. Farklı türdeki yiyecek ve sebze-meyvelerin tüketimi değişik vitamin ve minerallerin alınmasına yardımcı olur. 
• Vitamin ve mineraller meyve ve sebzelerin kabuğa yakın iç kısımlarında bulunur. Bu nedenle 1 yaşından sonra meyve suyu yerine yiyebiliyorsa meyvenin kendisini, kabuğunu çok ince soyup yedirmeye alıştırın.
• Su, besinlerin sindirimi, hücrelere taşınması, emilimi ve zararlı maddelerin vücuttan uzaklaştırılması için gereklidir. Çocuk aldığı her bir kalori için 1.5-2.0mililitre sıvı almalıdır.
• 1 – 3 yaş arasındaki çocukların günlük alması gereken enerji miktarı kilo başına 100 kcal’dir. Günde ortalama 1000 – 1300 kalorili enerji ihtiyacını karşılar. Bu da günlük 1 – 1.2 lt sıvı demektir. Sıvı ihtiyacının bir kısmı süt, meyve suyu, ayran gibi içeceklerden de karşılanabilir.
• Normal şartlarda dışarıdan tuz almaya gerek yoktur. Besinlerde zaten tuz bulunmaktadır. Bir yaşına kadar bebeğinizin yemeklerine tuz koymayın. Sonraki yaşlarda çok az tuzla yemeklerinizi hazırlayabilirsiniz.
• Çocuğunuzun sağlıklı gelişimi için bir yaşından sonra kullanacaksanız mutlaka iyotlu tuz kullanın.
• Omega – 3 yağ asitleri çocukların beyin ve zihinsel gelişimi, göz sağlığı ve görme fonksiyonları için oldukça önemlidir. Çocuğunuza Omega – 3’ten zengin balık, ceviz, semizotu gibi besinler vermeyi ihmal etmeyin.
• Son bilimsel yayınlarda yeterli Omega- 3 alımının duygusal dengesizlik, düzenli çalışma bozukluğu, dikkat eksikliği, konsantrasyon zayıflığı ve öğrenme güçlüğü gibi durumlarda olumlu etkileri görüldüğü belirtilmektedir. 
• Bebeğinize yemek pişirirken buharda, haşlama ve fırında pişirme yöntemini tercih edin. Sebze ve meyvelerdeki birçok vitamin ve mineral suda eriyen türdedir. Bu nedenle yemeklerinize 1 çay bardağından fazla su eklemeyin.
• Bebeğe yemek pişirirken düdüklü tencere kullanmak en sağlıklı yöntemlerden biridir.
• Bebeğiniz için günlük yemek pişirin. Pişirdiğiniz yemeği bir kereden fazla ısıtmayın.
• Salam, sosis, sucuk gibi şarküteri ürünleri bebeğinizin beslenmesinde kullanmayın.
• Konserve yerine mevsimindeki sebze ve meyveleri tüketmeyi tercih edin.
• Çocuklarınıza hamburger, patates cipsi gibi besleyici değeri olmayan, yağlı gıdalar vermeyin.
kaynak:bebektv.blogspot.com.tr/
Çok sık kilo alıp vermekten ya da spor yapmamaktan göğüsler sarkıp esnekliğini kaybedebiliyor. Göğüslerin zaman geçtikçe formlarını kaybettikleri ve bu durumun, özellikle vücut görünümüne çok önem verenler için, oldukça sıkıcı olduğu kesin. Aslında vücut şeklimiz günlük yaşantımıza bağlı olarak belirleniyor. Çok sık kilo alıp vermekten, yanlış egzersizlerden ya da spor yapmamaktan dolayı, kimi kişilerde göğüsler erkenden sarkıp esnekliğini kaybedebiliyor. Bu kişiler çoğunlukla dolgulu sutyen kullanmadan bir şey giyemez, hiçbir kıyafeti kendilerine yakıştıramaz oluyor...

Eğer siz de, bu tür problemlerle karşı karşıysanız Coliseum Spor Merkezi'nde Fitness eğitmenliği yapan Elif Hotaman'ın önerdiği hareketlerle bu durumu biraz da olsa düzeltebilirsiniz.. Eğer hala bu tür sorunlarla karşılaşmadıysanız da bunu mümkün olduğunca geciktirebilir, bu egzersilerle göğüslerinizin formunu uzun yıllar koruyabilirsiniz.

Şınav çekin
Şekildeki gibi elleriniz ve dizlerinizin üzerinde durun. Dirsekleriniz yana doğru bakmalı. Kollarınızı dirseklerinizden büküp aşağı yukarı doğru inip çıkarak şınav çekin. Bu hareketi 12 kez tekrarlayın. Hareketler sırasında düzenli olarak nefes alıp vermeyi unutmayın. Bu hareketle göğüs ve arka kol kaslarını çalıştırmış olacaksınız. Bunun dışında ön omuz kaslarınız da aktif hale gelecek. Şınav, özellikle kuvvetsiz olanlar ve yeni başlayanlar için oldukça iyi bir başlangıç hareketi aynı zamanda...

Daire çizin
Yere dümdüz, sırtüstü uzanın. Bacaklarınız dizlerinizden bükük şekilde dursun. İki elinize dambıl ya da 1 er litrelik su şişeleri alın. Şimdi dambıl fly hareketini yapmaya başlayabilirsiniz. Bunun için, Kollarınız gergin bir şekildeyken havada yukarıdan aşağıya büyük daireler çizin. 12 kez tekrarlayacağınız bu hareket göğsünüzün tam açılmasını sağlıyor ve sarkmaları önlüyor.

Açıp kapayın
Yerde, dizlerinizin üzerinde durun. Gövdeniz mümkün olduğunca dik olsun. Ellerinize yine ağırlıklar alın ve kollarınızı dirseklerden bükük şekilde ortada birleştirin. İki kolunuzu da yanlara doğru açın. Ardından ilk pozisyonunuza dönün. Bu açıp kapama hareketini aynı şekilde 12 kez tekrarlayın.

Ve biraz zorlanın
Son egzersizimiz tam şınav çekme. Kollar tamamen gergin olsun. Tüm vücut ağırlığınız kollarınızın üzerinde. Yine düzenli nefes alış verişine dikkat ederek şınav çekin. Fakat karnınızın yere değmemesine dikkat etmelisiniz. Bunun için 4 -5 cm. bir alçalma yapmanız yeterli. Başta zorlansanızda 12 kez yapmayı ihmal etmeyin. Bu sayıyı gün geçtikçe daha da artırabilirsiniz. Bu hareketin tüm göğüs kaslarınızın çalışmasını sağladığını da ekleyelim.

Doğa mucizesi olan bazı bitkileri o kadar yanlış kullanmaya başladık ki "bitkisel tedavi" artık tedavi olmaktan çıktı. Önüne gelen herkes, her türlü "otu, çöpü, sapı, kökü" ilaç gibi öneriyor.

Çoğunun iyi niyetle yapıldığından hiç kuşku duymadığım bu bilimsel onaydan uzak tavsiyeler bazen tehlikeli olabiliyor. Nerede, nasıl yapıldığı kaç kişi üzerinde uygulandığı bilimsel olup olmadığı belli olmayan ön görüler insanlara onaylanmış güvenli sağlık bilgileri gibi anlatılınca fayda yerine zarar veriyor.

Biz de her yıl eskiden başımıza gelen olaylardan ders almadan yeni bir veya birkaç kötü örneği yaşamak zorunda kalıyoruz. Bu bazen zayıflama tozlarıyla hayatını kaybeden Kahramanmaraşlı dondurmacı Ahmet Bey, bazen zayıflatıcı yosun kapsülleriyle genç yaşta öbür dünyaya göç eden basın camiasından bir arkadaş bazen de genç bir yavrumuz olabiliyor.

ÇAYLA, OTLA, ÇÖPLE KİLO VERİLMEZ! 

Mesela son yıllarda zayıflamak ve forma girmek amacıyla içilen bitkisel çaylar, prostatı iyileştirmek amacıyla kullanılan sebze suları böbrek iltihaplanması veya adet düzensizliklerini önlemek amacıyla kullanılan bitki karışımlarına bağlı karaciğer hastalıklarına çok sık rastlanmaya başlandı.

Karaciğer uzmanı doktor arkadaşlarımız (gastroenterologlar) infial içindeler. Söylediklerine göre bitkisel desteklerin veya ürünlerin yanlış kullanılmasına bağlı karaciğer hastalıklarında müthiş bir artış var. Bu ürünlerin içinde bulunan bazı toksik kimyasalların karaciğer hücrelerine ciddi zararlar verdiğini söylüyorlar. Özellikle zayıflama çayları olarak satılan ürünlerden çok şikáyetçiler.

DOĞAL OLAN HER ŞEY ZARARSIZ DEĞİLDİR

Doğal olan her şeyin yararlı olduğunu düşünmek yanlış bir yaklaşımdır. Doğada da birçok bitki zararlı veya zehirli kimyasallar içerebiliyor. Ayrıca düşük dozlarıyla faydalı olabilen bu bitkisel kimyasallar fazla miktarlarda ya da uzun sürelerle kullanıldıklarında zararlı olabiliyorlar. Bu nedenle bitkisel destekleri kullanırken de dikkatli olmakta onlara da ilaç muamelesi yapmakta fayda var.

Tıbbi bitkileri bile doğru kullanmak beceri istiyor. Eğer dikkat edilmezse bu doğal mucizeler bile bazen zararlı toksik maddelere dönüşebiliyor. İster ekinezya, sarıkantoron, zerdeçal, ister ginseng, deve dikeni, meyan kökü, ısırgan kullanın, bilgisizlik her zaman sorun yaratabiliyor. Bitkisel bir tedavi önerisi ya da koruyucu mucizesi ile karşılaştığınızda biraz "mütereddit" ve "ihtiyatlı" yaklaşmakta fayda var.

Her kadının hayalidir estetik ve güzel bir vücuda sahip olmak.Giydiklerinin hakkını vermek.Oldukça seksi ve canlı olmak…Tüm bunların gerçekleşmesi için formumuzu korumalıyız.Tabiki çoğu zaman diyet, egzersiz, rejim vs. yapsakta başarılı olmayız.Bunun için kendinizle barışık olmak çok önemli.

Giydiklerinizi kendinize yakıştığını düşünmelisiniz ve sizi olduğunuzdan daha güzel gösterecek kıyafetler seçmelisiniz.İşte bunun için sizlere birkaç öneride bulunacağım.Fazla kilolarınızdan kurtalamıyorsanız bu yöntelerle fazlalıklarınızı saklayabilirsiniz;)

Kiloları Gizlemek İçin



Kalçalarınızı daha küçük göstermek için..

İpek, saten gibi akıcı umaşlı elbiseler vücudunuzdan kayarak dökümlü bir hava verir. Kalın kemer ile vücudunuzu bölerek orantı sağlayabilirsiniz. Ayrıca kolye de dikkat dağıtmak için iyi bir seçim olabilir.

Bacaklarınız daha uzun görünsün..

Natürel ve tek renkte mini elbise bacakları olduğundan daha uzun ve ince gösterir. En önemli nokta ayakkabılar.. Ten rengiyle bütünleşen ayakkabılar sizi daha uzun gösterebilir. Uçuk pembe, metalik ve ten rengi olanlar ideal..

Kıvrımlara dikkat..

A kesimli bir eteği V yakalı bir hırka ile kombinelediğinizde vücudunuz daha orantılı görünür, kıvrımlarınızı da kamufle edersiniz. Eteği yanındaki cepler kalçalarınızı kamufle ederek daha ince bir görünüm sağlar. Üst kısmınız zayıfsa hırkanızı açık renklerden seçerek kıvrımlarınızı orantılayabilirsiniz.

İnce görünmek için..

Skinny jean üzerine uzun, salaş bir hırka daha ince bir görünüm yaratır. Hatta daha uzun boylu görünmeniz sağlar. Kalın kumaşlardan uzak durun. Renk tonlarının birbirine yatkınlığına dikkat edin. Ayakkabılarınız pantolonunuzla aynı renk olsun.

Omuzlarınızı güçlendirin..

Geniş yakalı elbiseler omuzlarınızı daha güzel gösterir. Karpuz kollar ve boyundan bağlı modeller ideal seçimlerdir. Çok tercih etmiyor olsanız da ceket seçimlerini abartılı olmamak şartıyla vatkalı olanlardan yana kullanın. Sivri yakalı ceketler daha havalı bir görünüme sahip olmanızı sağlar.

Göbeğinizi kamufle edin..

Bol bir bluz göbeğinizi gizlemenize yardımcı olur. Üzerinize giyeceğiniz bir blazer ceket ise hem bluzunuzu gösterir hem de modern bir görünüm sağlar. Koyu renkler ince gösterir ancak kahverengi renk sadece ince göstermez aynı zamanda hatlarınızı da gizler.

Kıvrımlarınızı dolgunlaştırın..

Drapeler dolgun görünmeniz için ideal.. Bol drape daha dolgun görünüm demek.. Boynunuza takacağınız bol taşlı bir kolye dikkat çekerek zengin bir görünüm sağlar. Özellikle göğüs kısmınız için içi pedli modelleri tercih edebilir, gece kıyafetlerinde derin dekolte kullanabilirsiniz.
-->